Yalnızlık

maliasik 0 232

     Yazıma başlamadan önce iletişim bölümünden yazan birisine teşekkür etmek istiyorum. İsmini gizlemek istemiş ve farklı bir isimle iletişim formundan bana yazmış. Güzel düşüncelerini belirttiği için kendisine teşekkür ederim. Umarım gelecek yazılarımda kendinizi bulmaya devam edersiniz. Ayrıca bu yazımı okumaya başlamadan önce bir çay, kahve almanızı tavsiye ederim. Hâkim olunan bir konu olunca anlatacak çok şey oluyor. 😊

     Yalnızlık… Nedir bu yalnızlık? Senin başkaları tarafından terkedilmen mi? Yoksa kimseye ihtiyacın olmadığı için senin insanları terk edişin mi? 

     Kimisi var, etrafında birçok insan ama özeline indiğinde yapayalnız. Kimisi de vardır ki etrafında kimse olmaz ama dünyası kalabalık. Belki demek istediğimi çoktan kendin de buldun.

     **Arkadaş veya dost kelimelerinin anlamlarını herkes farklı yorumlayabilir. Kimisi sıradan bir arkadaşını dost olarak nitelendirebilir, kimisi dostunu sıradan bir arkadaş. Peki sizce arkadaşlık nedir? Arkadaşlık dediğin iki çift muhabbet etmek mi? Ya da birlikte yemek yemek, bir şeyler yapmak? Bana göre günlük etkileşimler ve ortak aktiviteler etrafında vakit geçirdiğiniz kişilerdir. Bu iş hayatınızda olabilir, sokakta olabilir veya okulda. Kısacası her yerde. Ama dost dediğiniz zaman, belki arkadaşlar kadar çok vakit geçiremediğiniz, takılamadığınız ama bir derdiniz, bir sıkıntınız olduğu zaman soluğu yanında aldığınız kişi veya kişilerdir. Çünkü bir arkadaşa derdinizi anlattığınız zaman ne onun umurunda olur ne de anlattığınıza değer bir sonuç elde edersiniz. Sizi incitmemek için dinler gibi davranırlar, arada yorum yaparak dinlediği mesajını verirler ama siz sustuğunuz zaman bambaşka bir konu hakkında konuşmaya başlarlar ve onca kelimelerden oluşan cümlelerinizin bir anlam ifade etmeyip, boş yere birisiyle paylaştığınızı anlarsınız. Pişmanlık hissi? Fazlasıyla. Ama dost dediğiniz insanlarda bunu kolay kolay yaşamazsınız. Tabi dost dediysem arkadaştan dost olanlar değil gerçekten, kalben samimiyet hissettiğiniz insanlardan bahsediyorum. Onlara gidersiniz, sizi görür görmez veya sesinizi duyar duymaz bir derdinizin olduğunu anlarlar. Selamlaşma fasıllarından sonra konudan bahsedip içinizi döker, sıkıntılarınızı bir nebze olsun geçirirsiniz. Aynı şekilde dostunuzun bir sıkıntısı varsa o da size anlatır ve birlikte üzülmeye başlarsınız. Tabi bu demek değil ki dost sadece dert ortağı… En mutlu anlarınızı da onlarla paylaşırsınız. Sevinçlerinizi, kararlarınızı… Kısacası hayatınıza anlam katan, sizi üzen veya mutlu eden durumlar da dostunuzu ararsınız.

     Peki buraya kadar arkadaş ve dost kavramları, etrafınızda olduklarında neler yaşadığınızdan bahsettik. Ya etrafınızda kimse olmadığı zaman? Sadece fiziksel olarak insanların etrafınızda olmasından bahsetmiyorum. Etrafınızda onlarca insan var. Belki güzel bir kadınsınız veya yakışıklı bir erkek… Etrafınızda hiç bitmeyen yılışık tipler. Neden yılışık diyorum sizce? Çünkü sizin güzel, yakışıklı veya statü sahibi olmanızdan dolayı gerek etrafına karşı güzel bir ortamı olduğunu göstermek gerekse sizinle konuşabildiğini etrafındaki insanlara kanıtlamak için çabalarlar. Bir gün okulda veya işte hiç fark etmez, yanınızdaki insanların size olan tavrına bakın. Sizi siz olduğunuz için mi yanınızda duruyorlar yoksa güzel, yakışıklı veya statü sahibi olduğunuz için mi? Statü dediysem, sadece patron veya not verecek öğretmen gibi üst kademe algılamayın. Herkes tarafından havalı gözüken, cinsiyet fark etmeksizin peşinde koşulan birisi de olabilir. Tabi çıkar ilişkilerine girersek konunun içerisinden çıkamayız. Kimi insan bunu kabullenemez mesela. Yanımdaki insanlar beni sevdiği için yanımdalar, onlar bana değer veriyorlar bla bla… Baktığın zaman iki cümle kuramazlar. Sürekli sohbet ortamında size yönlenirler ve bir yandan kendini avutur, diğer yandan dışarıya gösterisini yaparlar. Nereden bildiğimi sormayın. 😊 Az önce kurduğum cümleyi tekrar okuyun ve zihninizde canlandırın. İnsanlar düşündüğünüz kadar iyi kalpli değil. Herkesi sizin gibi kalbi temiz, sevgi dolu olduğunu düşünmeyin. Eskiden çok fazla ortama giren birisiydim. Gerek gösteriş gerek eğlenmek gerekse işlerimin görülmesi ama… Girdiğim ortamlarda insanların göstermedikleri yüzlerini tanımaya başlayınca yalnızlıkla tanışmaya başladım. Hani Ahmet Kaya’nın bir şarkı sözü var. “İnsanların yüzlerini göremiyorum.” Sizce neden böyle bir söz ekler şarkıya? Gözü mü görmüyor ya da etrafı karanlık? Alakası yok elbette. Size bahsetmeye çalıştığım da bu işte. İnsanların etrafında var birçok kişi. Gereksiz bir kalabalık, kalitesiz sırf yanındakileri güldürebilmek için yapılmış saçma sapan espriler ve hiçbir anlam ifade etmeden geçirilen dakikalar, saatler. Neden bu ortama giriyorsunuz? Neden böyle kasıntı bir hal içerisinde bırakıyorsunuz kendinizi? Çünkü yalnızlığın ne demek olduğunu sadece kitaplardan okuyup veya kısa sürede yaşayarak hissettiğiniz duygu, durum sanıyorsunuz ama yalnızlık hiç de düşündüğünüz gibi korkunç bir durum değil. Aksine insanın kendi kendine yetebilmesinin en büyük ispatıdır. Kendi kendine yetebilmesi denildiği zaman genelde para kazanıp ay sonunu getirebilen insan olarak düşünürler ama bu durum bir nevi fiziksel oluyor. Biz psikolojik anlamda yetebilmekten bahsediyoruz. 

     İnsanlar gerçekten sorunlarını birilerine söyleyerek mi çözerler sadece? Derdini, sıkıntısını birilerine anlatarak mı rahatlar? Ben size söyleyeyim. Kesinlikle hayır. İnsanın aslında kendinden daha iyi bir dostu yoktur. Olamaz. Hani sürekli içimizde birisi konuşur ya, biz de cevap veririz ona ve içeride bir sohbet ortamı oluşur. Dışardan bakınca deli sanarlar… Hadi amaa bu delilik değil. Sen de böylesin biliyorum. Senin de içinde birisi var ve gece gündüz demeden birçok konuda sohbet ediyorsunuz. Derdiniz oluyor içinizdeki size akıl veriyor, yatıştırmaya çalışıyor ya da daha da körükleyip sizi strese sokuyor. Bir soruyu, sorunu çözemiyorsunuz, içinizdeki size çözüm yolları sunuyor. Kararsız kalıyorsunuz, içinizdeki size ihtimalleri ve olabilecek sonuçları anlatıyor… Alışveriş yapıyorsunuz size fikirler veriyor ve siz onaylıyor ya da başka seçenekler sunuyorsunuz. Hatta yeri gelir kavga eder, sonunda o sese kulak vermediğiniz için pişman veya mutlu olursunuz. Fark ettiniz mi? Aslında kendi başınıza çoğu konuda yeterli olabiliyorsunuz. Durum buyken neden başkalarına ihtiyaç duyar insanlar?

     Şimdi benimle birlikte düşünmeye devam etmenizi istiyorum. Birilerinin yanımızda olmasını istiyoruz veya istemiyoruz. Bu istek neye göre değişiyor? Genel de ruh halimize göre. Yalnız kalmak isteriz veya yalnız kalmamak isteriz. Evet biliyorum saçma bir cümle gibi gözüküyor. Zaten iki ihtimal var ama… Yalnız kalmak isteriz çünkü kafa dinlemek, sakinleşmek veya içimizdekinin varlığına güveniriz. Yalnız kalmamak isteriz… Çünkü bir derdiniz, korkunuz veya sorununuz olur, içinizdeki ses sizinle aynı fikirde olduğu için yanlış bir şeyler yapmaktan korkarız. Kimi zaman kendimize zarar vermekten, kimi zaman kafayı yemekten, kimi zamanda yanlış bir karar vermekten… Bu da aslında içinizdeki insana yeteri kadar dürüst olmadığınızı gösterir. Öyle bir hale gelmişsinizdir ki içinizdeki size gerçekleri söyler ama siz kabullenmek istemezsiniz. Siz hayal kurmak, gerçeklerden kaçmak istersiniz ama içinizdeki bir türlü susmak bilmez, sizi hayallere bırakmaz. İşte burada insan karar veriyor yalnız kalıp, kalmamayı. Bir nevi korkuyoruz yalnızlıktan ki yalnız kalmamak istiyoruz. Neden korkarız ki yalnızlıktan? 

     Yaklaşık 6-7 sene önce kendimi yalnızlık konusunda alıştırarak geliştirdim. Tek başına yaptığım işlerin yalnızlık olmadığını öğrettim. Bir sorunum mu var, canım mı sıkılıyor veya eğlenmek mi istiyorum? Açar oyunumu oynarım, yazımı yazarım, kişisel gelişimim için makaleler okurum, kodla uğraşırım veya takar kulaklığı çıkıp dolaşırım. İçimdekiyle yaptığım işleri yorumlarım. Kendi kendimle dalga geçerim. Gelecek hakkında düşüncelere dalarım, yapacağım işleri veya yapmam gerekenleri en kolay nasıl yapabileceğimi tasarlarım. Maddi sıkıntım mı var? Mevcut bilgilerimle neler yapabileceğimi, nelerimin eksik olduğunu kendi kendime yorumlayarak çözmeye çalışırım. İnsanları araştırırım. Nasıl başarılı olduklarını, neler yaptıklarını öğrenirim. Tüm bunları neden yapıyor olabilirim sizce? 

     Ortamlardan uzaklaşıp kendimi özellikle bilgisayara verdiğim zaman bazı şeylerin farkına varmaya başladım. Aslında kimseye ihtiyacım olmadığını sadece vaktimi geçirebileceğim bir şeyler bulmam gerektiğini anladım. Alışma sürecimde bilgisayardan sıkıldığım da çok oldu. Oyun oynuyorum, film ya da dizi izliyorum, yazı yazıyorum, kodlama yapıyorum ama sarmıyor. Canım istemiyor. Birilerine yazasım hatta çekirdek kola yapacak birilerini arıyorum. Alışmışım birileriyle takılmaya. Kolay vazgeçilmiyor. Bu sefer bilgisayar dışı kendimi meşgul edebileceğim aktiviteler aramaya başladım. İnanmazsınız ama kitap okuma seçeneği bile devreye girdi ama okuduğum kitaplar roman vb. konular da değildi. Kişisel gelişim üzerine kitaplardı ve ayrıca araştırmalar da yapmaya başladım. Herkes gibi eksik yönlerim var ve bunları bir şekilde çözmem gerekiyor. Başlarda yaptığım aile içi veya arkadaş çevresindeki davranışlarımı gözlemledim. Düşünsenize bir insan başkalarıyla olan ilişkilerinde, başkasını değil kendisini gözlemliyor. Bu eksiklikleri saklamak yerine üstüne gidip ortadan kaldırmak istiyordum. Çeşitli podcastler dinlemeye başladım, makaleler okudum, bloglarda, forumlarda gezmeye başladım. Bir yandan eksik yönlerimi geliştirirken bir yandan da kendimle vakit geçirmeye alışmıştım. Artık insanları arayım ya da çağırdıklarında gideyim düşüncesi bitmeye başlamıştı. Ben insanlardan, ortamlardan uzaklaştıkça bu durumdan rahatsız olmaya hatta “Asosyalin teki olmaya başladın, kendine gel.” demeye başlamışlardı. Sorun da o ya. Asosyal kelimesiyle, sosyal ortamlardan uzaklaşmaya çalışan kişilere bile etiket koymaya çalışıyorlar. Asosyal dediğin hiçbir şekilde sosyal ortama girmemiş, girmeyen veya giremeyen insanlara derler. Ben sosyallikten kurtulmaya çalışıyorum. Fark ettiniz değil mi? İnsanlar ne kadar kolay etiket takabiliyor, nasıl da bilmedikleri konularda konuşabiliyorlar. Peki bu kimin umurunda? Benim bir hedefim var. İnsanlardan uzaklaşmak istedim ve bunu zor da olsa başardım. Neden zor diyecek olursanız, başlarda yalnızlıktan korkardım. Etrafımda kimse yok. Tek başımayım, ne yapabilirim diyordum. Şimdi her konuda kendimle eğlenebiliyorum. İçimde bir ses var aman Allahım susmuyor. Sürekli muhabbet etmek, bir şeyler konuşmak istiyor. Sanırım biraz fazla bağlandım yalnızlığa. 😊 Artık kafam o kadar rahat ki. Bir ortama girdim, insanları sevmedim geç bir kenara. Yapmacık insanlarla dolu eğlenceli bir ortam mı? Benlik değil, uzaklaş. Korktuğunuz kadar kötü gözükmüyor değil mi?

     En başta ne sordum hatırlıyor musunuz? Yalnızlık nedir? İnsanın seni terk edişi mi? İnsanları senin terk edişin mi? Bütün mesele bu aslında. İnsanların başka insanlar tarafından incitilmesinin, üzülmesinin veya başkaları yüzünden mutsuz olmasının… Kendinizle barışık olmayı öğrendiğiniz zaman ve içinizdeki o harika insanı keşfettiğinizde, tebrikler artık kimse size dokunamaz. Kim ne yapabilir? Siz kendi başınıza bir bütün olmuşsunuz zaten. Eksik parçanız yok ki birileri tamamlasın sonra koparsın. Kim sizi incitebilir? O insanlar sizin dünyanıza giremez ki canınızı yakacak kadar yer edebilsin. Şunu da belirteyim asla ama asla kendinize yalan söylemeyin. İçinizdeki sese kulak verin. Doğru veya yanlış hiç fark etmez ama içinizdeki sesin en iyi dostunuz olacağını unutmayın. 

Yorumlar

0 Yorum

Yorum Yap

Aşağıdaki bilgileri doldurarak yorum bırakabilirsiniz.